Popülizm ve demokrasi -Londra Gazete
Londra Gazete

Popülizm ve demokrasi

2016 yılına damgasını vuran popülizmdi. Belli ki 2017 yılında durum pek değişmeyecek. Dolayısıyla yaşananları kavrayabilmemiz açısından popülizmin ne olup ne olmadığını anlamak önemli. Sanırım teorik ve pratik düzeyde karşımızda duran en önemli görevlerden biri budur. Son yıllarda en sık karşımıza çıkan kavram olmasına rağmen popülizm tartışmalı bir kavramdır. Herkesin üzerinde anlaştığı bir tanımlaması yoktur. Ortak tanımlama eksikliği çok farklı şeylerin aynı torbaya konması sonucunu doğuruyor. Bu durumda sağlıklı analiz mümkün olmaz. Ayrıca popülizm konusunu demokrasi ile birlikte ele almak gerekir. Popülizm demokrasinin eksikliklerini, zayıf yanlarını gidermeyi, halkın iradesini ve temsiliyetini güçlendirmeyi mi amaçlıyor, yoksa demokrasi için tehlike mi oluşturuyor?

Popülizmle ilgili literatür zenginleşiyor. Bu yazıda Pensilvanya Üniversitesi Yayınları’nda çıkan “What is Populism?” (Popülizm nedir?) başlıklı kitaba değineceğim. Jan-Verner Müller tarafından yazılan bu kitap popülizm konusunu anlamak isteyenlerin mutlaka başvurmaları gereken kitaplardan biri. Kitabın temel tezi popülizmin demokrasi ve çoğulculuk için tehlike oluşturduğu tezidir. Müller popülizmi “siyasetin kendine özgü ahlaki tasavvuru” olarak ele alır. Bu çerçevede popülistler siyaseti “ahlaki olarak saf ve birleşik bir halk ile yozlaşmış, ahlaken daha düşük düzeyde elitler” arasında mücadele olarak düşünürler. “Gerçek halk” ve “gerçek olmayan halk” ayrımı yaparlar. Halkın “tek sesle” konuşabileceğini düşünürler. Popülizmin özü ahlaki temelde çoğulculuğa karşı çıkmaktır. Popülizmin mantığı komplo teorilerini gerekli kılar. Popülist partiler monolitiktir ve liderin tartışmasız yönetimindedir.

Jan-Verner Müller kitaba “Herkes popülist mi?” sorusuna cevap arayarak başlar. Farklı olguların tümüne “popülist” tabelası asmanın oluşturduğu kafa karışıklığına dikkat çeker. Elitleri eleştirenlerin tümü popülist mi? Hayır. Elit karşıtı söylem popülizmin bir parçasıdır ama iş bununla bitmiyor. Popülistler her zaman çoğulculuk karşıtıdırlar. Halkı sadece kendilerinin temsil ettiğini düşünürler. Dolayısıyla kendilerinden olmayanlar halkın dışındadır. Meşru olamazlar. Kitapta bu konuda verilen örnek Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Biz halkız. Siz kimsiniz?” sözleridir. Popülistler iktidar mücadelesi verirken rakiplerini yozlaşmış elitler olarak tanımlarlar. İktidarda oldukları zaman ise muhalefeti meşru görmezler. Demokrasi çoğulculuk, “checks and balances” gerektirir. İnsanların farklılıkları ile birlikte eşit, özgür olarak yaşamalarını amaçlar. Homojen, otantik halk bir uydurmadır. Popülistler kutuplaşmadan beslenirler ve rakiplerini “halkın dışında” veya “halkın düşmanı” olarak görürler. Temsili sisteme karşı değildirler yeter ki “doğru temsilciler” seçilsin. Halkın görevi beş yılda bir doğru temsilcileri seçmektir. Gerisini seçilenler halleder. Halkın katılımını değil kendilerinin önceden kararlaştırdığını onaylamasını isterler.

Müller, popülistlerin iktidara gelince yaptıkları üç ortak şeye dikkat çekiyor. 1. Devlet mekanizmasını ele geçirmeye çalışmak, her yere kendi adamlarını yerleştirmek. 2. Yığınsal klientelizm (Siyasi destek almak için vatandaşlara bir şeyler dağıtmak.) Popülist iktidarlar yolsuzluğa da bulaşabilir. Bunun savunması “halk adına” yapıldığıdır. 3. Sivil toplumu sistemli bir şekilde bastırmak. Başka otoriter rejimler de aynı şeyleri yapabilir ama popülistler bunları “halk adına” yaptıklarını söylerler.

Müller, popülistlerin hiç bir kurumsal sınırlama olmadan balkondan kitleleri yönlendirmeyi temel aldıkları, kurumlara karşı oldukları yanılgısının aksine ilke olarak kurumlara karşı olmadıklarını, iktidara gelince kurumları “kendi kurumları” haline getirerek kullandıklarını yazıyor. Popülistler anayasa ile, anayasa değişikliği ile uğraşabilirler. Popülistlerin anayasada yaptıkları değişiklikler genellikle çoğulculuğu güçlendirici değil, zayıflatıcı, sınırlayıcı değişikliklerdir. Anayasa değişiklikleri ile iktidarlarının ömrünü uzatmayı hedeflerler. Halkın gerçek temsilcileri olduklarına göre hep onlar iktidarda olmalıdır. Bu konuda verilen örnek 2012’de kabul edilen yeni Macaristan anayasası. Popülistler yürütmenin güçlenmesini, yargının zayıflamasını veya kendi emirlerinde olmasını amaçlarlar. Bu tür anayasalar genellikle siyasi kavgalara ve gerginliklere yol açar. Türkiye’deki anayasa değişikliği çalışmalarını bu çerçeveye oturtabiliriz.

Demokrasi için tehlike oluşturan popülizm konusunu incelemeye devam edeceğiz. Jan-Verner Müller’in “Popülizm nedir?” kitabı Türkçe’ye çevrilmemişse en kısa zamanda  çevrilmeli. Türkiye’de ve dünyada olan bitenleri anlamakta büyük yararı olacak.



Yorum bırak

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu hücreler aşağıda belirtilmiştir.

Benzer haberler

Londra Gazete Ltd
177 Green Lanes
Palmers Green
London
N13 4UR

Tel: +44 (20) 8889 5025 news@londragazete.com
Kapat
Kapat

Bu siteyi kullanarak çerez kullanımını kabul etmiş bulunuyorsunuz / By continuing to use the site, you agree to the use of cookies. Detay / details

Bu internet sitesi, size en iyi hizmeti sunabilmek için çerezler kullanır. Ayarlarınızı değiştirmeden bu siteyi kullanmaya devam eder ya da aşağıdaki "Kabul" bağlantısına basarsanız bunu kabul etmiş bulunursunuz.

This website uses cookies to give you the best service possible. If you continue to use this website without changing your cookie settings or you click "Accept" below then you are consenting to this.

Kapat / Close