Transatlantik ilişkilerde kriz - Londra GazeteLondra Gazete
Londra Gazete

Transatlantik ilişkilerde kriz

Batı denince akla Kuzey Amerika ve Avrupa gelir. Aradaki Atlantik Okyanusu nedeniyle bu ilişkilere Transatlantik ilişkiler de denir. ABD, Birinci Dünya Savaşı’na katılmış olsa da Avrupa ile ittifakı İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Soğuk Savaş çerçevesinde ete kemiğe bürünür. Batı ittifakının oluşmasının en önemli adımı bundan tam 70 yıl önce ABD’nin Avrupa’ya yardım için ilan ettiği Marşal Planı idi. Avrupa’nın “Demir Perde” ile ikiye bölünmesi sonrasında ABD Batı Avrupa’yı ekonomik olarak ayağa kaldırmak için kesenin ağzını açmıştı. Böylece Batı Avrupa ile ABD arasında günümüze kadar gelen güçlü bir ittifak oluştu. Bu çerçevede 4 Nisan 1949’da bu ittifakın askeri örgütü olan NATO kuruldu. Almanya ile Fransa arasında kalıcı barış sağlamayı amaçlayan Avrupa entegrasyon süreci ABD’nin desteği ile gelişti. 1958’de Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu ve 1993’te Maastricht Anlaşması ile Avrupa Birliği (AB) haline geldi. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile Avrupa’nın bölünmüşlüğü ortadan kalktı ve hem AB, hem de NATO Doğu Avrupa’ya doğru genişledi. Bu durum Batı’nın zaferini simgeliyordu. Şimdi bu sınanmış ittifak zor bir dönemden geçiyor. ABD-AB ilişkilerinde ciddi gerginlikler yaşanıyor. Batı içindeki bu çatlak diğer büyük güçlere fırsatlar sunuyor. G20 zirvesi kısa süre önce tamamlandı. Daha önce G7 ve NATO zirveleri yapılmıştı. ABD Başkanı Donald Trump’un Avrupa’da gerçekleşen bu toplantılarda sergilediği tavır Batı ittifakındaki çatlakları gözler önüne seriyor.

Obama yönetimi Avrupalı müttefiklerle istişareye, Batı ittifakını güçlü tutmaya önem veriyordu. Obama’nın Avrupa’ya mesajı “her zaman sizinle omuz omuza olacağız” mesajı idi. Donald Trump ise çok farklı bir tavır içinde. Bu nedenle Batı ittifakında çok ciddi bir kriz yaşanıyor. Atlantik’in iki yakası arasında güven azalıyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel bunu çok net bir şekilde dile getirdi. Avrupa’nın artık ABD ve İngiltere’ye tam olarak güvenemeyeceğini, kendi kaderini kendi eline alması gerektiğini söyledi. Trump yönetimi ile Avrupa arasında önemli konularda ciddi görüş ayrılıkları var. Avrupa serbest ticaret istiyor. Trump “Önce Amerika” diyor. Avrupa’yı ticarette partner olarak değil, rakip olarak görüyor. Avrupa iklim değişikliği ile mücadele konusuna büyük önem veriyor ve Paris İklim Anlaşması’na bağlılığını tekrarlıyor. Sadece Avrupa değil, G20 toplantısına katılan ABD haricindeki tüm ülkeler Paris Anlaşması’na destek verdi. Donald Trump ise ülkesinin anlaşmadan çekileceğini açıklamıştı ve bu görüşünde ısrar ediyor. Avrupa, Ukrayna krizi nedeniyle Rusya’ya uygulanan yaptırımların devamını desteklerken Donald Trump Putin’le flört ediyor. G20 zirvesi çerçevesinde yapılan Trump-Putin görüşmesi bunu gösteriyor. NATO ittifakının bel kemiğini oluşturan 5. madde konusunda Trump yalpalıyor. NATO zirvesinde 5. maddeye bağlılığını dile getirmemiş, sonra bağlı olduğu yönünde sesler çıkarmıştı. Trump, AB projesinden hoşlanmıyor. AB’yi “Almanya’nın aracı” olarak görüyor. AB karşıtlarına sempati duyuyor. Brexit’ten memnun. Görüş ayrılıkları listesini uzatmak mümkün.

Trump yönetiminin Avrupa’ya karşı hasmane tutumu ABD için ciddi riskler taşımaktadır. Süper güç ABD’nin dünyanın farklı bölgelerinde farklı ittifakları var. Ancak tüm bu ittifaklar içinde (en azından şimdiye dek) en önemli ittifak Avrupa ile olan ittifaktı. Bu ittifak sadece ortak çıkarlara değil ortak değerlere, ortak dünya görüşüne dayanan bir ittifak. Samuel Huntigton’un deyimiyle “ortak bir medeniyet”. Trump işte bu önemli ittifakı krize soktu ve bunun hem ABD, hem Avrupa, hem de dünya için ciddi sonuçları olacak. Sonuçta ABD diplomatik, ekonomik, güvenlik yönünden zarar görecek. Trump bindiği dalı kesiyor diyebiliriz. Sorunun merkezinde Donald Trump’ın kendisinin olduğunu gözden kaçırmamak lazım. Foreign Policy’de Max Boot’un yazdığı gibi ABD ilk kez Avrupa’dan fazla Rusya’ya sempati duyan bir başkana sahip. Trump, Avrupa’da katıldığı tüm zirve toplantılarında çok zayıf performans sergiledi. ABD gibi bir süper gücün Trump gibi bir lidere sahip olması hem bu ülke, hem de dünya için kaygı ve üzüntü verici.

Trump yönetiminin Avrupa’ya karşı tavrı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında tüm Amerikan hükümetlerinin izlediği politikadan farklıdır. Bunun karşısında Avrupalılar hayal kırıklığı yaşıyor, yavaş yavaş ABD’den uzaklaşarak alternatif çözümler, ittifaklar arıyorlar. Atlantik ittifakındaki çatlak Rusya, Çin gibi büyük güçlerin iştahını kabartıyor. Özellikle Rusya bu durumun oluşturduğu fırsatları değerlendirecektir. Bundan sonra ne olur? Trump tehlikeli gidişatı görüp daha pragmatik yaklaşımlar sergiler mi? Bekleyip göreceğiz.

 

 

 

 

 

 



Yorum bırak

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Zorunlu hücreler aşağıda belirtilmiştir.

Benzer haberler

Londra Gazete Ltd
177 Green Lanes
Palmers Green
London
N13 4UR

Tel: +44 (20) 8889 5025 news@londragazete.com
Kapat
Kapat

Bu siteyi kullanarak çerez kullanımını kabul etmiş bulunuyorsunuz / By continuing to use the site, you agree to the use of cookies. Detay / details

Bu internet sitesi, size en iyi hizmeti sunabilmek için çerezler kullanır. Ayarlarınızı değiştirmeden bu siteyi kullanmaya devam eder ya da aşağıdaki "Kabul" bağlantısına basarsanız bunu kabul etmiş bulunursunuz.

This website uses cookies to give you the best service possible. If you continue to use this website without changing your cookie settings or you click "Accept" below then you are consenting to this.

Kapat / Close